Bir Konu ...
Bu macera biz altı yaşlarındayken başlar.
Sokak gider, sıra gelir Top oynamak biter, yazı gelir. A, B,C, alfabenin 29 harfi. Derken heceler, kelimeler. Cümleler. Ne olursa bundan sonra olur. Öğrenilen her cümle ve içindeki her bilgi yavaş yavaş içimize işler. Her biri, doğamızdan bir parça götürür. Altı yaşından üniversiteden mezun olana kadar hiçbir şey üretemeyiz. Sabah sekiz, akşam beş. Hep aynı hareket. Sonuç: Sıraya yapışmış bir beden. Rekabete yenik düşmüş bir vicdan. Bilgi çöplüğüne dönmüş bir akıl. Doğanın yarattığı bir varlık bundan daha fazla doğasından arındırılmış ve yok etmeye hazır olabilir mi? Beden ve vicdanın tecrit edilmesiyle kontrolsüz kalan akıl, artık her duyduğuna ve okuduğuna inanabilir. Beden süslenmesi gereken bir eşyadır, vicdan ise eski zamanların meselesidir. Asıl olan, akıl gücüyle kazanılması gereken paradır. Bedenini kullanarak ekmeğini kazanan köylüler, uzağımızdaki terli ve tozlu kişilerdir. Akıl zenginlerini doyurmak için tozlandıkları çoğu zaman hatırlanmaz. Sofraya konan salata ve meyvedeki emeği hiç kimse konuşmaz. Onun yerine, ezen cümleler için savaşılır.
..
Konunun Devamı ...
Bir Hikaye ...

Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere, kalp nakli için ilân vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı... Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu... Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına, fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor, anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu... "Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri, sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki.ma olmamıştı işte, dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş, onları ayırmıştı...
..Hikayenin Devamı ...
Bir Şiir...

...
Kimsesiz bir gökyüzüne.
Lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,... Karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör; Yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi.. Yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi… Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda Bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf.... ...
Her hece aklımın kabristanlarında yankılanan,
Sahipsiz bir ölüm çığlığı...
Masumiyeti sesimde eskiyen...
Ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler.
Ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
...
Hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi Yüreğimin sevda çukurlarında… Hadi yâr kendini al gecelerimden al ve git! ...Hadi "Git" Şimdi../.. Git ki, Gözlerine ´Ayrılık´ Değmesin
Bir deneme...
...
Gördüm...
Hüzün çöreklenmiş bir bakışın ,duvar diplerine sindirten acizliği anımsatan bir çizliğin duyulmayan çığlığı gibi duruyordun ,karalanmış sayfalar içinde...Ses versem duymayacak kadar derin bir hüzne daldırılmış bakışın ve el versem ,elime uzanamayacak kadar diplerinde kaldığın hayatın isyan yüzündeydi yüzün ...
...
Sustum...
Gördüklerimi görmemiş olmayı dileyecek kadar sustum...Susanlara isyanla geçirdiğim ömrümün her çığlık anına ihanet edercesine sustum ....Ve susmanın ne acımasız bir eylem olduğunu anladığımda susanlara artan öfkemle bozdum sessziliği çoğaltan herşeyi ...Herkesi ve her sesi...
...
Ağladım.
Öylesine bir isyanın eşiğinden dönüyordum ki ;bildik tüm aynalar paramparça oluyordu inanç yüzlü bakışlarda...Kime baksam ben ,kime baksam ayna ,hangi aynaya baksam paramparça...!Gözbebeklerime baktığım yere batan cam kırıklarıydı ,öfkeli bulutları yağmuruna kavuşturan...
Bir damla...
Bir damla daha...
...