Bir Konu.

Eylül 2009 Bir Zamanlar "Futbol Sadece Futbol Değildi" !

Alman spor elçisi 1923 yılında doğan Trautmann için sadece futbolcu demek hakaret olur. Başardıkları düşünülünce bir mucizenin adıdır Trautmann. Bremen’de dünyaya gelir,burada futbol oynamaya başlar. Devir malumdur ve ikinci dünya savaşı kopmuştur. Havacıdır Bremenli genç. Bir dalaş, onu dokuz ay hücreye kapatır. Geçirdiği bağırsak iltihabı kurtuluşu olur. Savaşta esir düşer, kurtulur. Sonra İngiltere’ye gönderilir ve orada da esir düşer. Hikâyesi zaten burada başlar. Esir kampında devamlı futbol oynanmaktadır. Bremen’de orta saha oyuncusu olan bernd bir gün kaleye konur ve olanlar olur... St. Helens'de başlar kalecilik kariyeri. Oradan Manchester City'e transfer olur.Mancester City, efsanevi kalecileri Hızlı Frank'in yerine bu alman savaş esirini transfer etmiştir.Manchester’da olanlar olur. Binlerce insan protesto eder bu Alman savaş esirini. Bazı kaynaklara göre kırk bin kişi toplanmıştır ve bu alman savaş esirini istemediklerini bağırmışlardır. Her şeye rağmen Trautmann oynamaya başlar M.City için. Performansı ile yavaş yavaş taraftarın sevgilisi olur. 1956, zafer dolu olur Trautmann için. İngiltere tarihinin yılın en iyi oyuncusu seçilen ilk yabancısı olur. Fa Cup finalinde Birmingham City'e karşı epik bir performans sergiler. Sakatlanır, yine de maça devam eder. Bazılarınız hatırlar, eski dönemde oyuncu değiştirme yoktu. Belki bu yüzden devam etmiştir ama etmiştir. Birkaç gün sonra teşhis gelir; kupa muzafferi kalecinin boynu kırılmıştır. Operasyonlar ve değişik tedavilerle düzelir ve futbol oynamaya devam eder. 1964'de jübilesini yaklaşık 130.000 gözün önünde yapar.

Konunun Devamı ...

Bir Kitap.

Eylül 2009 Tutunamayanlar.

"...insanların yalan söylemesi için bir gerekçe görmediğinden, onlara inanmakta güçlük çekmiyordu. insanlara inanmadan onlarla birlikte olmanın mümkün olmadığını sanıyordu. insanlara inanmadığı zaman onlardan kaçıyordu. söylenenlere inanmadığı zaman, inanır görünmenin, insanlara ihanet etmek olduğunu düşünüyordu ve bu ihanetinin anlaşılmaması için, ortalıkta görünmemeyi tercih ediyordu. insanları, metin gibi bayağı bulduğu zaman kendinde de aynı bayağılığın bulunduğunu, başka türlü o insanlarla birlikte olamayacağını hissediyordu. metin de, yalanlarına bu kadar kolay inanan bir insan olduğu için, selim'i küçümsüyordu. selim'in ilerde baş kaldırmasını önlemek için, onun kişiliğini göstermek istediği anlarda cesaretini kırarak gelişmesini engelliyordu. selim, kendisi gibi yalanlar bulup söyleyemiyordu. bu nedenle metin, selim'le birlikte bulunmaktan çok hoşlanmıyordu. selim, insanın yaratıcı hayal gücünü öldürüyordu. kambu duruşu, dağınık saçları ve ütüsüz elbisesiyle selim, insanı can sıkıntısı ve ümitsizliğe sürüklüyordu. insan ona bakınca, geçici bir süre kendinden memnun oluyordu; fakat sonunda canı sıkılıyordu.

Konunun Devamı ...

Bir Film

Eylül 2009 Gel ve Gör "İdi i Smotri"

“Idi I Smotri”, 1943 yılında Belarus’da (Beyaz Rusya) yaşanan Nazi vahşetini, genç Florya’nın bedenindeki ve ruhundaki izlerini görerek kavramamızı amaçlıyor ve hayli de başarılı oluyor. Kumdan kale yapmayaşındaki Florya, bir arkadaşıyla birlikte kumların arasındaki enkazdan elleriyle kazıp çıkardığı tüfeğiyle birlikte, annesinin tüm ısrarlarına rağmen partizanlara katılmak için yola koyulur. Tabi ki bu kararı alırken düşmanın asıl derdinin kendisi ve kendisi gibi çocuklarla olduğunu bilmemektedir. Nitekim filmin başından sonuna kadar üzerinde durulup, dikkat çekilmeye çalışılan konu bu. Final öncesinde, yakalananalman askerlerinden bir tanesinin söylediği “Çocuklarla birlikte herşey yeniden başlar.” sözleri, yaşadıklarına anlam veremeyen Florya’yı aydınlattığı gibi, defaatle zımnen değinilen “soykırım” meselesini de ifşa ediyor. Zira soykırımı başarısız kılacak tek unsur, hayatta kalan çocuklardır. Köy halkının kilisede toplanın ateşe verildiği sahnede, vurgulanan aşırı rahatlıkları nedeniyle zaten iyice kin duyduğunuz Alman askerlerinin insanlara yaptığı; “çocuklarınızı bırakmak koşuluyla dışarı çıkabilirsiniz!” teklifi, insana adeta, ellerini göğe doğru açarak, sahip olduğu geçmişi için binlerce kez Allah’ına şükretmesine vesile olacak cinsten duygular yaşatıyor. Benzer bir sahne de, yine kilisenin ateşe verilmesinin ardından Alman askerlerince, yattığı karyola ile birlikte boş alana doğru taşınan ihtiyar kadına yapılan muamele.

Konunun Devamı ...

Bir Deneme.

Eylül 2009 Yıldızların Yalnızlığıma Yan Etkisi.

“İnançlarım son sürat kaybolurken bir otobanda Yıldızlar mıh gibi çakılıydı gecenin avuçlarına” Ankara-İstanbul arasına teyellenmiş ihanet desenli vakitlerdeyim… Takvimlerin yaprakları sökülmüş ve dikiş tutmuyor zaman… Yamalanmıyor ömrüme yaz akşamları… Hep bir ütü izi hayattan bana kalan… Geçmişin üzerime uydurduğu kullanılmış bir elbise sanki Aşk… Dokunuşlardaki ikinci el hissini yadırgıyor kimsesizliğim… Ayan beyan satılırken Baba yadigarı gülüşlerim sokak ortasında… Siz yakalarınızda ucuzluğunuzu belgeleyen etiketlerle giriyorsunuz yeni sezona… Hazirana özel kampanya! Hepiniz Hint kumaşısınız… Ve hepiniz bir an evvel boy göstermelisiniz ön camlarda… Defolarımı gizleyemezken ben seri-sonu reyonunda… Sizin niyetiniz hemen alıcı bulmak şaşaalı vücutlarınıza… Pamuk ipliğiyle bağlanmışım kaderin ördüğü bu şık kurguya… Koşar adım kaçmayı da denedim ben’liğimden… Onca yol kat ettim sonunda tekrar kendime döndüm… Çünkü tedariksizdim… Kısa sürdü arzın merkezine seyahatim… Yanından geçtiğim imkansızlıkları göremeyecek kadar dikkatsizdi şairliğim… Cümlelerimin tümü sargılıydı… Bıçaklanmamış harf yoktu kelimelerimde… Kimisi alfabemi sonlandırdı yokluğuyla kimisi varlığını eksik etmedi alfabemin başında… A’ dan Z’ ye bütün yaraları hatmettim… F tipi hücrelerde sayıklandı ismim… N’ için boyun eğdiğimi sanıyorsunuz işkencelere… Oysa ödün vermedim hiç özgürlüğümden… Çocuktum yalnızlık en sevdiğim oyundu… Kadınlar geldi oyunumu bozdu… Afiyetle yenildim! İçimden taşar oldu artık mağlubiyetlerim… Bir kadının icadıydı yalan, eminim… -ki sende ileri seviyede yalan söyleme sertifikasına sahiptin… Pekala sevebilirdin beni… Sen içimdeki harabenin mimarı, gururla gezinebilirdin enkazımda… Yüreğim ayaklarının altında, sana değmenin mutluluğuna erişebilirdi pekala…

Konunun Devamı ...